5 May 2010

Gizli Gözler


samsun tütün depolarının  içindeki 130 yıllık serüvenin takipçileri, bilgeleri, büyücüleri, şeytanları, melekleri ve hepsi...


 





























4 May 2010

blog dediğin..

  blog,keyfe kederdir; ağzına alamadığını elinde tutmaktır,
tuttun mu bırakmamaktır, salıverince kovalamamaktır.
o zaten yolunu bulur su misali, bazen kayıverir ellerinden, ıslatır gecer;
bazen yakar gecer. sıcak olur hissi, dokunuşu acıtır. koyver dersin koyar bazen sonra  giremezsin  çıktığın deliğe; daha da  tepinirsin üzerinde, delik tıkansın ve asla dönüşü olmasın diye.
başka bir delik bulursun sonra burnunu sokarsın önce, koklarsın.
hayat gibi kokar bazen; taze sıkılmış meyve suyu. once kafanı sokarsın sonra ellerin kolların bacakların derken bütün bedeninini sığdırırsın deliğin içine,turuncu portakal ağaçlarının, hayatın içine...
bazen sokarsın burnunu başka deliğe bir koku yükselir önce
seni içine çekmeye çalışır,bırakmaz kollarını bacaklarını. 'budur olan biten, budur olduğun' diye bağırır
kendi inanır ya buna  seni de inandırmak ister,
yakar yıkar coplar,senin içindir artık. yıkarlar kırklarlar kılı kırk yararlar, bir olmak isterler, bütün olmak isterler; 'naifçe'
bütünlük kavramının bu kadar parçalı oluşu şaşırtır once,bütünün neresinden tutsan,elinde kalır, tutam tutam
dökülür her biri avucuna, ellerini açarsın hayatı yakalamak için ama bir tüy yumağıyla karşılaşırsın avuçların arasında...bedenini değil ruhunu da teslim alır bunlar,parçalı bütünsel eşgüdüm gücü...
kaçarsın saklanırsın boşlukta kaybolmak istersin, gerçek bütüne sığınırsın, kendine ve kendine hak tanıyana,
özgürlüğe ve özgür olana.


birden bütün olmaz, bütünden bin olur, blog dediğin boyle olur....

3 May 2010

fingerman

mutlu bir fing ailesi varmış

  

                                          çocuklarıyla mutlu mesut yaşarlarmış

bir gün ailenin babası iş seyahatine hollan'a  gitmek için hazırlanmaya başlamıs.bavul toparlanmış, evraklar hazırlanmış,
herşey tamammış. fingerman bindiği mekan dönüştürücüyle terdam'a geçmiş . butun gun toplantıdan toplantıya koşan patron akşam olunca dinlenmek ve kahve içmek için bir kahve dükkanına  girmiş . bir
filtre kahve yanında white widow adında bir de tütün tellendirmiş. ne de güzel memleketmiş meğerse hollan. renkler tatlar sesler insanlar...... ve kadınlarıyla


                                          - geceyi güzel bir kadınla gecirsem,  diye geçirmiş kafasından ve başlamış yürümeye. kırmızı ışıklı loş ve hoş bir sokağa sapmış yolu. herşey rüya gibiymiş.

kadınlar varmış sokağın her köşesinde onu çağırıyorlarmıs. ne olur bu gece onlardan biriyle geçirseymiş geceyi.
 ama onun aklı akşam güneşi turunculuğunda  parlayan,yeşil gözlü dilberde kalmış. 
biraz daha tütün sarıp gitmiş akşam güneşinin yanına


tanışmışlar el ve dil çabukluğuyla. biraz sohbet etmişler, biraz tütün içmişler. herşey yavaş yavaş ilerliyormus ya da ona oyle geliyormus ama tam kararındaymıs. kaynaşmışlar hemen, doğa gözlü dilber hoş sohbetmiş zaten kendi de açıldıkça açılmış güldükçe gülmüş, ne zamandır gülmediğini fark etmiş bu kadar


                          yakınlaşmalar başlamış; önce adam öpmuş kadının o narin boynundan,

                                          sonra kadın..






güzel bir gece geçirmişler, biraz daha sohbet edip o güzel hollan tütünlerinden içmişler.
ve sabah olmuş..
sohbet bitmiş,tütün bitmiş, yüzler gülmez olmuş, yeni bir gün hollanın pusuyla başlamış.
 kadının yanından ayrılırken kapıdaki büyük adam fingermanin cebindeki bütün parayı almış.
- bu nasıl bir rüya?, diye düşünmüş adam,

 fingerman bir gerçeğin içindemiymiş yoksa bu bir sanrımıymış anlayamadan onu bekleyen karısına ve cocuklarına , fingerworlde doğru yola cıkmış


karısını çok özleyen fingerman onu gorür görmez kollarına almış,hasret gidermişler. ama dun geceki olayın gerçeklik payını kestiremiyormus,bunu karısına anlatmaya karar vermiş. herşey yorgun  bir gunun ardından kahve dükkanına girince başlamış. nasıl olmuşsa olmuş işte, bir geceyi sevdiği kadından ayrı bir kadınla gecirmiş...


kadın bi' dinlemiş, bi' ağlamış. dinledikçe daha cok ağlamış, sevdiği adamı o kadınla hayal ediyormuş


hayır olamazmış, bu bir sanrıymış, gerçek olamazmış, o en sevdiği adammış, mış mış mış....
fingerman karısının üzülmesine dayanamamış ve beraber bunun bir rüya olduğuna kanaat getrimişler,adam kadını göğsüne bastırmış



                            ve sonsuz mutluluğun onunla beraber olacağını söylemiş, ve kadın da bunu yemiş
                            (hollan tütünüde pek güzelmiş)

1 May 2010

bir otonom hikaye

-1-

 sancı, şehre bir merkezden yayılıyor. şehrin tam ortasında duruyor; boşluğa düşenden ruhunu satın alıyor. ruhunu alan bir fuda,ruhunu satan bir zikte.

1 fuda=1000 zikte
1 fuda=1000000 zikte
1 fuda=1000000n  zikte
ve büyüyor sancı...
karınca yolu misali her müstakbel zikteyle kanallar kuruyor arasında. inceden bir zaman duvarı örüyor; vakitsiz nakitsiz bırakıyor. binlerce kaçış planı tek tek yitiriyor geçerliliğini. çaresiz kıstırılmış düşünceler tüm bedeninde taşınıyor kan yoluyla. oksijen taşıyıcı damarlar artık birer oksijen tüketicisine dönüşüyor. aldığı nefesle biraz daha tüketiyor, her nefeste biraz daha...
yaşamsal enerji üretimi form değiştiriyor,atık enerji platformu
üretimden tüketime geçmiş zikte bu platforma yığıyor + değerini. o artık fudayı besleyen zincirlerden sadece biri
fuda büyüyor, sancı yayılmaya devam ediyor. şehrin çeperine dayandı. etrafında zakai duvarları; esnek ve yüksek duvarlar fudaya geçiş vermiyor
sancı büyüyor enerji yayılmaya devam ediyor...


-2-


sancı dar geliyor göğsüme, nefes almak zor, sıkıştım...
çıkış tabelasını takip ediyorum
1 sağa-2 sola-düz devam et-geri dön-2 sağ-ve 1 sol-
bu işte bir yanlış mı var?
bu kadar ziktenin ne işi var burada, ne zaman çoğaldı bunlar

bentler kuruyorlar aralarına akışı biraz olsun dindirmek için;
ama akıyor. bir plazma yoğunluğunda, yavaşça


-3-


küçük bir tekne turu, akıntıya verip kendini

      v=3mq                 kaçış planım bu
 

   m= ziktelerin dönüş yönü
bir zikteyi incelemeli önce, sonra diğerini sonra ikisini birden,sonra 3.
tümevarım yapmalı..
bir fudanın etrafını koşan bir zikte, aynı ivmeyle koşuyor, neden bu daireyi çiziyor??
-hep bu yönde mi koşarsın
-evet
-neden
-çünkü yolum bu
-!!!!!
  yolun bu mu?
-evet, onlara ruhumu satıcam;sonra 3 milyar nefes daha kazanacağım
-daha mı?  zaten alıyorsun işte!!

haklıydı zakai duvarları onları sıkıştırdıkça nefes almakta zorlanıyorlardı. 3 milyar nefeste onları baya bir idare ederdi.

q= bir fuda salınım açısı

önceden zikteler,boşluğa düşünce satardı ruhlarını. ama artık tanımsız olan boşluk bile onlar için önemsiz hale gelmiş. yaptıklarının tanımı yok, yapacaklarının da...
daha fazla nefes var; daha fazla..
böylece her boşluğa atılan zikte sancıyı büyütüyorve zakai duvarlarıyla arasına sıkıştırıyor

v=beynin soru sorma hızı

soruların cevapları yoktu. bu bir kısırdöngü, bir paradoxun içindeyim.
en iyi cevap koşmak; ama kendi yolunda..
engelli bir köprü bu.
bir merkezkaç kuvvetinin içinde kalabilirsin ya da sıyrıldığında seni hızlıca etrafa savurabilir
hızımı arttırmlıyım
belki zaman hızına ulaşırsam süzülerek havalanabilirim